Bay Y. ve Tes-Terbiye

(Gerçek bir olaydır. Yani Amerikan dizisi edasıyla : Based On A Real Story)
Evimin önünde ta küçüklüğümden beri varlığını sürdüren bir park vardır. Bu park belediyenin çalışmaları ile daha genişletildi. Çoluğunu çocuğunu kapanın piknik yapabileceği bir alana çevrildi. Bu güzel birşey. Betonarmelerin fazlaca yükselmeye başladığı, bir kültürün gelip diğerini dışarıda bırakmaya başladığı bir alanda yeşilin protestosunu görmek insana mutluluk veriyor.
Her neyse. Santralistanbul’dan evime dönüyordum. Parkta oturup muhabbet eden iki arkadaşımı gördüm. K. benden ufaktı, E. ise bir iki yaş büyüktü. Yanlarına gidip biraz oturarak yorgunluğumu atmak istedim. Muhabbet dönerken birden mahalle kültürünün büyük abilerinden Bay Y. geldi. İki sıralı banklardan benim yanım boştu. Oturdu ve karşıdaki iki arkadaşıma bakmaya başladı. Sonra K. arkadaşıma konuşmaya başladı :
- Oğlum, bak dün akşam seni gördüm yine parkta. Böyle ayaklarını yaya yaya oturmuşsun, karşıda karılar kızlar var. Götün başın görünüyor. Adam gibi otur lan, saygısız!
K. cevap verdi :
- Tamam abi, özür dilerim.
Bay Y. bana döndü :
- Bak ben senin babanın karşısında böyle oturabilir miyim? ‘Noluyo’ lan?’ derler bana. Aynı şekilde E.’nin babasının karşısında da böyle oturamam. Bak biz Osmanlı kültürüyle yetişmişiz, bizde saygı edep vardır.
Sonra K.’ya dönerek sordu :
- Kaça gidiyorsun sen?
- Lise son sınıfa gidiyorum abi.
- Hiç de yaşının adamı göstermiyormuşsun. Peh!
K.’nın telefonuna mesaj geldi. Telefonu eline alıp mesaja cevap vermek istedi. Birden Bay Y.’nin tepkisiyle karşılaştı :
- Lan bak sana burda ne diyoruz saatlerdir. Saygılı ol diyoruz. Zaten oruç başıma vurdu, zıvanadan çıkıyorum. Siktir git lan başka yere otur. Siktir git!
K. toplum içerisinde aşağılanmanın verdiği boynu büküklükle başka yere oturdu. Sonra Bay Y. vaazlarına devam etti :
- Bir adamda Osmanlı kültürü yoksa o adamdan birşey beklemeyeceksin. Bu adam göçmen, bizim kültürümüzde yok böyle ayak ayak üstüne atıp yayılmalar. Bir de terbiyesizce mesaj çekiyor hala. Göçmen adam, bak biz o kadar rahat değiliz. Ben ayrımcılık yapmıyorum ama.
Sonra biz cevap vermedik. Kendi kendine gerilen ortamı yumuşatmaya çalıştı siyah takım elbise ve kirli sakallarıyla. Devam etti :
- Bu aralar buralarda değilim. Pek göremezsiniz beni.
- Neredesin abi? dedi E.
- Dergahta takılıyorum ya, dedi. Bahsettiği yere bir meyhane ifası vermişti.
Sonra bir suskunluk oldu yine. Gerilen ortamı hala yumuşatamadığının farkına varmıştı. Kendinden emin konuşmaya başladı :
- Bak burası öyle bir yer değil. Burada özgürlük filan olmaz. Git başka semtlerde yap ne yapacaksan. Ayak ayak üstüne mi atıyorsun, götü başı ortaya mı çıkartıyorsun, ne bok yersen ye!
Toparlandı sonra :
- Neyse gençler, benim az işim var. İkindi namazı da yaklaştı zaten. İkindi ve akşam namazları bende bir enerji patlamasına yol açıyor. Kıpır kıpır oluyorum. Hadi kalın sağlıcakla.
Kendisinin seçilmiş kişi olduğunu düşünüyordu. Hem jandarma ve hem de ahlak bekçisiydi. Enerji patlamalarına yol açansa, heralde seçilmiş kişilik olmasındandı.
bu bay y. seçilmiş kişi tamam hapı da yutturmuşlar ama buna yanlış hapı yurtturmuşlar arkadaşım… bu yobazlığın, gericiliğin, insanların özgürlüklerini kısıtlamanın ve ayrımcılığın hapını yutmuş.. afiyet olsun kendisine.. geçmiş olsun çevresine !!
Kesinlikle katılıyorum Reha. Adam bir de göçmen kültürüne sahip gibi saçma bir nedenle aşağılıyor, ve hala ayrımcılık yapmadığını iddia ediyor. Oğuz toplumsal normlarla ilgili yazısında diyordu, toplumsal normları, kuralları abartmak anlamsızdır. Cidden hiç gereği var mı? Ne var yani ayak ayak üstüne attıysa?
Ben bir göçmenim. Gerçekten kendimi çok yüceltilmiş hissettim. Seçilmiş kişi göçmen dedi
çok mutluyum
. Fazla söze gerek yok. Benim özgürlüğüm başkasının özgürlüğünü kısıtlamadığı sürece kimseyi ilgilendirmez. Ha benim bacak bacak üstüne atmam onun GÖZ ZEVKİni bozuyorsa, kendi kalkıp gitsin. Ona bir zararım yok. Benim bacak bacak üstüne atmam Osmanlı torunu olmadığımı gösterecekse, yürürken bile bacak bacak üstüne atmayı yeğlerim.